çocuklar için - Blogcu

çocuklar için

• 11/10/2007 - bayramınız kutlu olsun

Yorum (0) :: Bağlantı

• 15/9/2007 - Yapışmayan sakız keşfedildi

Yapışmayan sakız keşfedildi  
LONDRA (İHA) - Dünyanın bir çok kalabalık şehrinde yere atılmış sakızların ortaya çıkardığı çirkin görüntü ve çevre kirliliği artık son bulacak.
 
İngiliz bilim adamları Temiz Sakız ismiyli yapışmayan bir sakız keşfettiklerini açıkladı. Temiz Sakızlar York kentinde yapılan Bilim Festivali'nde tanıtıldı.
 
Bristol Üniversitesi'nden bilim adamları kaldırım, merdiven, otobüs koltukları gibi yerlere yapışan sakızların temizlenmesi için sadece İngiltere'de yılda 150 milyon sterlin harcandığını belirterek, sakıza eklenen polimer isimli kimyasal bir madde ile sakız yapışkanlığının kaldırıldığını söyledi.
 
Bilim adamları, polimer maddesi nedeniyle sakızın hemen hemen hiçbir yüzeye yapışmadığını belirterek, "Yapışmış olsa bile polimerin suyla barışık özelliğinden ötürü kolayca temizlenmesi mümkün" dedi.
 
Prof. Terrence Cosgove, yapışmaz sakızın bir dizi testten geçtiğini ifade ederek, "Bu ürünü ilk geliştirdiğimizde, tabii ki hemen ağzımıza atmak istemedik. Bir sakız çiğneme testinin yapıldığı alet aldık. Bu deneme, gerçekten çiğnemenin bire bir yerini tutacak birşey değil. Ama sakızı saça, ayakkabılara yapıştırmaya çalışma gibi deneyler de yaptık. Pamuklu giysilerin üzerine koyup, çamaşır makinesine attık. Çıktı. Tahta üzerinde denedik, kağıt üzerinde denedik... Her bir yüzey de birbirinden farklı. Ve bazı yüzeylerde yapışma hiç söz konusu olmadı" dedi.

Yapışmaz sakızın piyasaya sunulabilmesi için önce Avrupa Gıda Güvenliği düzenlemelerinden geçmesi gerekiyor
 

Yorum (0) :: Bağlantı

• 12/9/2007 - Yapılan İyilik Kesinlikle Bir gün Geri Döner-hikaye

Yapılan İyilik Kesinlikle Bir gün Geri Döner-hikaye

 

Sibel ağaca sarılmış hem söyleniyor hem ağlıyordu. Birden ayağında ki çizmeyle ağaca vurmaya başladı. O anda başına bir elma düştü. İyice sinirlendi. Zaten bahane arıyordu hınç almak için, bir iki kere daha ayağındaki çizmeyle ağaca vurdu. O sırada bir ses geldi.

-Dikkat etsene canımı yakıyorsun.

Sibel şaşırdı. Etrafta da kimse yoktu.

-Allah Allah bu ses de nerden geliyor diye irkildi. Vurduğu ağaçtı. O da konuşacak değildi ya. Denemek için bir kere daha vurdu.

-Ne biçim kızsın. Ağladığın yetmiyor gibi bir de canımı yakıyorsun.

Sibel iyice korkmuştu. Neden ağladığını bile bir anda unutmuştu. Elma ağacı konuşabilir miydi?

-Herhalde ben kafayı yiyorum diye düşündü.

-Kimsiniz diye kısık bir sesle birazda korkuyla sordu.

-Kim olacağım bir saattir durmadan bana vuruyorsun. Canım acıyor. Vallahi bütün elmalarımla seni kurşun yağmuruna tutarım.

-Özür dilerim. Siz nasıl konuşabiliyorsunuz.

-Bizler de canlıyız.. Meyvelerimizle her sene yavrularımızı veriyoruz. Aslında bütün canlılar konuşur. Ama dünyanın dengesi bozulmasın diye susuyoruz.

-Söyle bakalım. Neden ağlıyorsun.

-Tam unutmuştum yine aklıma getirdiniz. Sibel başladı yine ağlamaya.

-Tamam hadi anlat rahatlarsın.

-Sizin canınızı yaktığım için özür dilerim. İnanın bilinçsizce yaptım.

-Tamam hadi anlat seni dinliyorum.

-Ben hiç mutlu olmadım. Annemi küçükken kaybettim. Hayal meyal anımsıyorum. Babam evlendi. Çünkü biz iki kardeş kalmıştık. Babamdan başka kimsemiz de yoktu. Üvey annem önceleri çok iyiydi. Meğerse babamın gözüne girmek için bize iyi davranıyormuş. Bana ve kızkardeşime yapmadığı eziyet kalmadı. Küçük kardeşim ilkokulu bitirdikten sonra evden kaçtı. Babamın bütün aramalarına rağmen bulunamadı. Bense sabrettim. babamı bırakmak istemedim. Ama büyüdükçe kadının sadistlikleri arttı. Liseyi bitirdim. Üniversiteyi kazandım. Okul başka şehirde olduğu için üvey annem yollamak istemiyor. Ben de onun olduğu ortamdan uzaklaşmak istiyorum. Artık yapamayacağım. Sibel yine hıçkırıklarla ağlıyordu.

-Tamam ağlama. Sana yardım edeceğim.

-Ha ha ha siz mi? Nasıl? sizin kökünüz toprakta nasıl yardım etmeyi düşünüyorsunuz?

-Bak canım bana yaslandığın yerin diğer yanında ufak bir kovuk göreceksin. Oraya elini sok bir torba bulacaksın. Al yine konuşalım.

Sibel inanmadı ama ağacın dediğini yapmaya karar verdi.

-Buldum diye bağırdı. Bunlar da ne.

-Birgün bir adam düşmanlarından kaçıyordu. Gizlice kovuğuma bunu sakladı. Sonra da adamlar tarafından tam senin durduğun yerde vuruldu.

İyice siniri bozulmuştu Sibel'in.

-Ne burda mı hemen yerini değiştirdi.

Gülme sırası ağaca gelmişti.

-Sen de çok korkaksın. Bak paralar senin kısmetinmiş. Adam ölmeden önce konuştu. İçinde yüz tane altın olduğunu söyledi.

-Ben o adamın paralarını ne yapacağım.

-Seni bir yere yollayacağım. Beni fidanken dikmişti. Buradan ayrılırken o da ben de çok üzüldük. Ama gideceği yeri söyledi aklımda. Kağıt kalemin var mı? Yaz.

-Evet çantam da var. Ama o beni ister mi?

-Benim yolladığımı söylersen sana yardım eder.

Elma ağacının dediği adresi yazdı. Yarın çıkacağım yola. Ama sana uğramadan gitmeyeceğim.

-Tamam bekleyeceğim.

Sibel görüşürüz dedi. Hızlı adımlarla evin yolunu tuttu. Kafası çok karışıktı. Çantasında altınlar ve adres vardı. Kapıyı üvey annesi açtı. Hiç durmadan söyleniyordu.

-Nerelerdesin? Ev de bir sürü iş var sen yoksun.

-Tamam anne üstümü değiştireyim hemen yaparım.

Aceleyle yatak odasına gitti. Keseyi ve adresi dolabına sakladı. Gece babam ve annem uyuduktan sonra bavulumu hazırlarım... Sabah ta onlar kalkmadan giderim diye düşündü. İşin ilginç tarafı Üniversitenin de aynı şehir de olmasıydı. Akşam yemeklerini yediler. Babası ve annesi yatak odalarına çıkmaz için kalktılar.

-Sibel bulaşıkları yıkamadan yatma. Ortalığı da topla.

-Tamam anne.

Babası da “iyi geceler kızım” deyip yatak odasının yolunu tuttu. Babasıyla şimdiye kadar bir sorunu olmamıştı. Çabucacık bulaşıkları yıkadı ve odayı topladı.

-Artık odama çıkabilirim.

Bavulunu çıkardı. Elbiselerini ve gereken eşyalarını bavula koydu. Saatini de kurdu. Uykuya daldı. Sabahın ilk ışıkları odaya vuruyordu. Aceleyle kalktı. Saat çalmadan uyanmıştı. Hemen giyindi. Bavulunu da aldı. Yavaşça kapıdan çıktı.

Bir anda ben ne yapıyorum diye bir fikre kapıldı.

-Doğru mu yapıyorum acaba. Ben okumak istiyorum. Annem de okumamı istemiyor. Başka çarem yok diye düşündü.

Elma ağacının yanına yürümeye başladı.

-Merhaba Elma ağacı. Sana Allahaısmarladık demeye geldim. Yardımın için teşekkürler. Herşey yolunda olduğunda seni görmeye geleceğim.

-Güle güle Sibel. Herşey güzel olacak merak etme.

Sibel otobüse bindi. İstanbul'a gitmek için yola koyuldu.

-Acaba gideceğim adam beni kabul edecek mi? Etmezse ben de yurda yerleşirim. Bir de kardeşimi bulabilsem. Nerelerde acaba derken otobüste uyudu. Gözünü açtığında gara giriyordu otobüs. Garda adresi sordu.

-Sizi servisimizle yakın bir yerde indirelim.

-Çok teşekkürler.

Memnun olmuştu bu duruma. İstanbul'u kitaplarda okumuştu. Ama bu kadar kalabalık olduğunu düşünmemişti. Adrese yakın bir yer de indirdiler Sibel’i. Evin önündeydi. Apartmana girdi. İkinci kata çıktı. Zili çaldı. kapıyı elli yaşlarında bir bey açtı.

-Buyur kızım. Kimsin?

-Efendim ben Osmaniye’den geliyorum.

-Aaa! ben de bir zaman orada otururdum.

-Biliyorum efendim. Elma ağacı bana her şeyi anlattı. Siz dikmişsiniz fidanken.

-Evettt.

-Beni elma ağacı yolladı. Sizin bana yardım edeceğinizi söyledi.

-Tabii ederim. Az iyiliğini görmedim ağacımın.

-Hanife koş bak kim geldi.

İçerden hanımı koşarak merakla geldi.

-Bak bizim elma ağacı yollamış.

-Kızım ismin ne?

-Sibel efendim.

-Hadi kızım gir içeri. Bu hanım benim eşim. Bir de kızımız var. Daha kalkmadı. Liseye gidiyor. Biraz sonra kalkar onunla da tanışırsın.

-Memnuniyetle efendim.

-Hadi kızım yemek yiyorduk. Sen de açsındır.

-Birşey diyemedi Sibel usulca yemeğe oturdu. Acıkmıştı gerçekten. Sonra da bir ağırlık geldi.

-Hanife bir yatak göster de biraz dinlensin Sibel kızımız.

Sibel gösterilen yere uzandı. Nasıl uyuduğunu anlayamadı. Uyandığında genç bir kız yüzüne bakıyordu. Rüyada mıydı acaba? Gözlerini kendisinden ayırmayan kız kardeşi Elif’ti.

-Elif sen ne arıyorsun burada. Uzun zaman aradık seni.

Birden iki kardeş ağlayarak sarıldılar. Mehmet bey ve Hanife hanım şaşkınlık içersindeydiler. Elifi sokakta bulmuşlardı. Kendi çocukları gibi bağrına basmışlardı.

-Artık Sibel de bizim kızımız.

-Bak Hanife iki kızımız oldu. Allah bize evlat vermedi ama evlat sevgisini tattırdı...

Sibel’in hayatı değişmişti. Her şeyini Elma ağacına borçluydu. Hala inanamıyordu ağacın konuştuğuna. Altınların bir kısmını Mehmet beye verdi. Bir kısmını da ne olur ne olmaz diye sakladı. Artık mutluydu. Okuluna gidiyor. Kardeşiyle vakit geçiriyor Hanife Ana dediği bayana ev işlerinde yardım ediyordu. Melek gibi ebeveynlerinin arasında iki kardeş mutluydu.

-En kısa zamanda elma ağacını görmeye gidelim diyordu Mehmet bey.

 

İyiliğin nereden geleceğini kimse bilemez. Ama yapılan iyilik bir gün kesinlikle geri döner.

 

Menekşe Gülay



Yorum (1) :: Bağlantı

• 8/9/2007 - oyun

tıkla oyna

 

Bu şirin kıza kıyafet seçmesinde yardımcı olun.

Yorum (0) :: Bağlantı

• 20/7/2007 - çiz oynat tıklayın çok güzel

http://www.oyunlar1.com/games.php?flash=2144

Yorum (0) :: Bağlantı
Image Hosted by ImageShack.us

Hakkımda

Image Hosted by ImageShack.us

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:61
Son Sayfa | Sonraki Sayfa